İçeriğe geç

Eşitlik ilkesi anayasaya ne zaman girdi ?

Eşitlik İlkesi Anayasaya Ne Zaman Girdi? Kısa Bir Tarihsel Yolculuk (Ve Bolca Gülme Krizleri)

İzmir’de yaşıyorum ve bazen arkadaşlarla kafamıza estiği gibi derin derin sohbetlere dalarız. Hani şu, ‘Bize niye Türk kahvesi değil de Amerikan kahvesi içiriyorsunuz?’ tarzı felsefi derinlikli sorulardan sonra “bu hayatın amacı ne?” gibi sorulara geçeriz. Ama bir gün, bir arkadaşım bana şöyle dedi:

“Abi, eşitlik ilkesi anayasaya ne zaman girdi?”

Bende o sırada kahvemi yudumlarken birden eski felsefi kitaplar gibi düşündüm ve kafama bir soru takıldı. Evet, Eşitlik ilkesi anayasaya ne zaman girdi?

Tabii, gündelik hayatta “eşitlik” dediğimizde aklımıza, eşit ücret, eşit haklar, falan filan gelir ama bunları o kadar ciddi konuşmuşuz ki, biraz da gülüp geçmenin zamanı gelmiş gibi. Bu yazıda, tarihsel bir bakış açısıyla “Eşitlik ilkesi”ni hem komik hem de düşündürücü bir şekilde ele alacağız. Şimdi, biraz tarih, biraz da mizah diyerek başlayalım!

Eşitlik İlkesi: Hayatımın İlk Anayasası

Beni tanıyanlar bilir; ben bazen çok derin düşünürüm, bazen de abuk sabuk espriler yaparım. İzmir’de, sahilde yürürken denk geldiğim birkaç dilenciyle bile filozof gibi konuşabilirim, ama kimseyi de küçümsemem! Aynı şekilde eşitlik ilkesi de benim için biraz böyle bir şey: Hem çok ciddi bir mesele, hem de üzerine espri yapılacak kadar ‘baya bir’ hal alınmış bir kavram.

O zaman biraz geçmişe gitmek gerek. Hadi gelin, anayasanın nasıl şekillendiğine bakalım. Şimdi, biraz durun ve tarihsel anaforun içine dalalım.

Eşitlik İlkesi Anayasaya Ne Zaman Girdi? 1961 ve 1982

Hadi şimdi herkes bir gözlük taksın, çünkü tarihi derinlikler pek göz alıcıdır!

Eşitlik ilkesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na girmesi biraz tartışmalı bir süreçtir. İlk olarak 1961 Anayasası’nda eşitlik ilkesinin temelleri atıldı. Ama her şey bir anda gelişmedi. 1961 Anayasası, daha çok demokrasiye geçişin simgesiydi. Yani, o dönemde, “tamam, eşitiz” demek, 10-15 sene önceki baskılardan sonra, “hey, özgürüz, özgürleşiyoruz!” gibi bir şeydi.

1982 Anayasası, işin biraz daha derinleştiği yerdi. O kadar ciddi ki, her okuduğumda “Abi, bu kadar ciddiyet olur mu ya?” diyorum. Ama tabii, tüm dünya buna bakıp “Evet, Türkiye eşitlik ilkesini kabul etti,” dedi. Bu, demek oluyor ki; tam olarak, halkın eşit haklara sahip olduğu, kimsenin bir diğerine üstün olmadığı resmi şekilde onaylanmış oldu.

Yani, 1982 yılında, ‘Hadi eşitlik de anayasa olalım’ dedi.

Tabii ki o zamandan önce de eşitlik, toplumda bir gereklilikti. Ancak, anayasa değişikliğine kadar yavaş yavaş bir adım adım ilerlemiş bir süreç bu. Yani, o zamanlar, kısaca, “Eşitlik ilkesinin anayasaya girmesi zaman alacak,” dediler. Öyle de oldu.

Eşitlik İlkesi Ve Ben: Tam Bir İroni

Şimdi diyeceksiniz ki, “Abi, nerden buldun bu kadar tarihi bilgi?” Ama bakın, her şey hayatla ilgilidir. Şimdi ben size kendi hayatımdan kısa bir anekdot vereyim. Bir akşam arkadaşlarla buluştuk, hepimiz eşit derecede fakirdik ve doğal olarak garson, “Herkese ayrı hesap mı?” dediğinde, ben hemen eşitlik ilkesini savunmaya başladım.

“Herkes eşit mi?”

diye sorulunca, “Evet, eşitiz, hesapları da eşit ödeyelim.” dedim.

Ama tabii işin komik tarafı, o anda cebimdeki beş lira ile arkadaşımın ceketinin cebindeki kredi kartı tam olarak aynı değeri taşımıyordu. (Bunu yazarken hâlâ biraz üzülüyorum, itiraf ediyorum.)

İşte, eşitlik ilkesinin anayasaya girmesi gibi bir şey bu: Sözde herkes eşit, ama biraz cebimizdeki paralar farklı! Bunu o an fark ettim: Evet, eşitlik demek, herkesin hakları ve özgürlükleri açısından eşit olduğu bir toplum demek, ama cebin eşit olmadan da bu pek mümkün olmuyor, değil mi?

1982’de Eşitlik İlkesinin Yükselişi

Tabii ki şaka bir yana, 1982 Anayasası’na kadar olan bu süreç, aslında toplumsal yapının da değiştiği bir döneme işaret eder. 1982 Anayasası’na yapılan bu ekleme ile, Türkiye Cumhuriyeti halkının eşit haklar ve fırsatlar doğrultusunda ilerlemesi daha da pekişmiştir. Şimdi diyebilirsiniz ki, “Ne var yani, zaten herkes eşit olmalı!” ama o dönem için bu oldukça radikal bir gelişmeydi.

1982’de eşitlik ilkesinin getirilmesinin, sadece hukuk sistemine değil, toplumsal yapıya da etkisi oldu. Herkesin eşit haklarla yaşaması gerektiği kabul edildi, ancak sosyal yaşamda o kadar basit de değildi tabii. Gerçekten de kimse kimseye “Sen benden üstünsün, sana daha fazla hak veriyorum” diyemez hale geldi.

Ama unutmayın, bazen eşitlik ilkesinin sağlandığı bu anayasada bile, küçük adaletsizlikler görmek mümkün olabiliyor. Örneğin, “Daha önce benden üstün olduğunuzu söyleyen eski patronlarımı buraya yazmak isterdim,” diyebileceğiniz bir dönem gibi!

Sonuçta Eşitlik Var mı?

Peki, hala bu eşitlik ilkesi tüm toplumda işler mi? Bence biraz sorgulamak gerek. İzmir’de bir kafede çayı 5 lira, 15 lira olarak satıyorsa ve sen o 5 liralık çayı alırken, başka biri 15 lira verirken, orada eşitlik ilkesi gerçekten işler mi?

Ama yine de, bir şekilde bu eşitlik kavramı, temel bir insan hakkı olarak hala geçerliliğini koruyor. Evet, her şeyin başı eşitlik; her şeyden önce, o zamanın katı yapıları da yıkıldı ve her birey kendi haklarıyla tanınmaya başlandı.

Şimdi o arkadaşımın bana sorduğu soruya geri dönüyorum:

Eşitlik ilkesi anayasaya ne zaman girdi?

1961’de temelleri atıldı, 1982’de ise resmileşti. Ama aslında herkesin eşit hakları olması, biraz da bizlerin kafasında şekillenen bir şey. Öyle değil mi?

Hayat işte, hep bir eşitlik arayışı… Ama biraz da kabullenme:

Herkesin hayatta eşit olduğunu düşünmek, biraz imkansız ama her zaman güzel bir ideal.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
betexper yeni giriş